Ekim4
Geçen seneden itibaren okulda edebiyat dersi aracılığıyla yazdığım şiir eleştirilerini burada yayımlamaya karar verdim. Ne yazık ki internetin de ötesinde basılı olarak dahi şiir eleştirisi bulmak, okumak oldukça zor. Bu yönden örnek alınacak yazılara kolayca ulaşılamadığından şiir eleştirisi türü çok fazla gelişemiyor ve bu kısır döngü böylece devam ediyor. En azından lise düzeyinde, iyi kötü yazdığım şiir eleştirilerimi burada paylaşmak istememin bir diğer nedeni de bu.
Attila İlhan’ın ”Kırmızı Pazar” şiirine yazdığım eleştiri ilk şiir eleştirisi denememdi. Kırmızı Pazar şiirini ve ardından da yazdığım eleştiriyi okuyabilirsiniz.
KIRMIZI PAZAR
Kız sen burda yeni misin peki leyla nerde
Hani çekirdek gözlüm örümcekten korkan
Kim ulan beni herkes tanır git patronuna sor
Elektrikçi ihsan dedin mi içkide üstüme yoktur
Leyla güzel kızdı ben böyle göz görmedim
Sen de güzelsin bak omuzların mesela
Biz elektrikçi kısmı karanlıkta güreşiriz
Ölüm tellerde ıslık çalar gözümüz pektir
Saçların kendinden mi sarı boyadın mı
Öyle örtülü bakma içimi karıştırıyorsun
Buranın tesisatını biz yaptık cahit’le beraber
Düğmeye şöyle dokun süt gibi aydınlık
Cahit askere gitti bak leyla da gitmiş
Geceleri uyku tutmuyor işin yoksa cigara iç
Yıldızlar boğazıma dizili inanmazsın
Dilsiz misin nesin bir şey söylesene
İstanbul’dan mı geldin yalnız mısın
Attila İlhan
————————————-
YALNIZLIĞIN GÖLGESİNDE
Şiir Eleştirisi
Attila İlhan’ın Kırmızı Pazar şiiri Elektrikçi İhsan’ın yalnızlığını anlattığı bir monolog sayılabilir. Temel olarak İhsan’ın yabancı bir kızla iletişim kurma çabaları da bundan ileri gelir. Sevdiği kız Leyla’dan belirtilmeyen bir sebepten ötürü ayrı kalan İhsan, yalnızlığını içki ve sigara ile bastırmaya çalışmış ama açık bir şekilde bunda başarılı olamamıştır. ‘’Yıldızlar boğazıma dizili inanmazsın’’ derken şair, İhsan’ın içinde biriktirdiği onca söz ve birisiyle paylaşmak istediği pek çok şey olduğunu vurgular.
İhsan Leyla’ya olan özlemini paylaşırken yeni gördüğü bu kızda da onun özelliklerini aramakta; bir bakıma onu, Leyla’nın yerine koymaya çalışmaktadır. Kızın omuzlarında ve saçlarında eski sevgilisinin güzelliğini ararken aslında Leyla’nın yerini kimsenin tutamayacağının da farkındadır. Şair, ‘’karanlık’’ ve ‘’ölüm’’ gibi kelimeleri elektrikçilikle bağdaştırırken aslında İhsan’ın yalnız ve mutsuz durumunu bunlarla sembolize etmiştir.
Şiirde kullanılan basit ve günlük dil, yer yer argoya rastlanması ve şiir kişisinin aklından geçenleri patavatsızca ortaya dökmesi onun çaresizliğine ve bir dert ortağına bu denli muhtaç olmasına işaret eder. Şiirdeki ‘’düğme’’ imgesi İhsan’ın hayatında ihtiyacı olan değişikliği simgelemektedir; o da tıpkı düğmeye dokunup ışığı yakmak gibi hayatını aydınlatmak ister, yaşamını renklendirecek bir varlığa ihtiyaç duyar. Ancak şiirin sonlarında sesine cevap bulamayan İhsan, hayal kırıklığı ve hüzünle, bir de gittikçe çoğalan yalnızlığıyla yine baş başa kalır. Sevgiliye hasret ve bir dert ortağı arayışı şair tarafından İhsan’ın ağzından dillendirilirken temel olarak yalnızlık ve çaresizlik hüzünlü bir derinlikle ortaya konmuştur şiirde.
Eylül 2011
Ağustos30
planlarım var
yapacak çok şeyim var
söz verdim kendime
bugün boşum
alarmlarla değil
pencereden giren gün ışığıyla
uyanacağım bu sabah
yatak keyfi yaparken
yorganın serin yüzünde
mis gibi deterjan kokusunu
çekeceğim içime
gerinerek kalkıp
peynirli omlet yapacağım kendime
ve bu kez kahvaltımı
aceleyle değil
beş dakikada değil
yavaş yavaş yapacağım
sadık ajandama sırtımı döneceğim bugün
noktayı terk edeceğim
virgülü unutacağım
bugün boş boş oturmanın zevkini
dolu dolu çıkaracağım
dedim ya
planlarım var
yapacak çok şeyim var
sevde kaldıroğlu
15.06.12
Nisan8
“Sus” dedim
Ama her zamanki gibi
Susamadım
Ne bir bardak aşka
Ne bir damla yaşama
Susamadım yokluğunda
Kaşlarıyla kızdı,
“Susamam” dedi
Gamzeleriyle gülümsedi:
“Hiç konuşmadım ki susayım”
Ve sonra kulakları sağır edici bir sessizlik fısıldadı
Emir verdim bu kez
“Konuş!
Gül, kız, bağır, sev!”
Yüzüme baktı
Belirsiz bir tebessüm geçti yüzünden
Sözlerimi içine çekti
Sözsüz bir nefes verdi geriye.
Haykırdım,
“Susamazsın, susamazsın sen!”
Kurumuş dudaklarına yağmur damladı
Kocaman bir fısıltı fırlattı yüzüme:
“Geçti”
Paramparça dilimde iki harf dudaklarımı zorladı:
“Ne?
Ne geçti?”
Yapılan bir espriyi anlamamışım gibi,
İnce bir alayla yanıtladı
“Zaman”
“Sus!” diye haykırdım
Geçti, artık geçti, biliyordum
Yalvardım sessizce
“Susa!
Yağmura, suya susa!”
Duymadı, görmedi de
Anladım
Belki de yaşamımda ilk kez
Anladım.
Çünkü o
Gözleriyle duyardı
Dudaklarıyla dokunur,
Elleriyle tadardı.
Çünkü o
Kulakları kör
Gözleri sağır kalmasın diye
Yaşamı yüreğiyle avuçlardı.
Sevde Kaldıroğlu
23.12.11
Mart17
Anahtarların şıkırtısı
Ve fonda sessiz bir tango müziği
Nar renkli bir sevi doğuyor –diriliyor
sessizliğin gömütlerinden
Nar renkli bir sevi
Ve genç
Ve ölümsüz
Ve solgun güzün gri yüzü
Canlanıyor onunla
Nar renkli bir sevi
Kızarıyor boş duvarların
tozlu yamaçlarında
Yeni bir döngü
Yeni bir şölen
Örtüsüz, perdesiz
Ve çıplak ve kırmızı, nar gibi
Ve anahtarların şıkırtısı
Ve fonda sessiz bir tango müziği
Nar renkli bir sevinin
sessiz dirilişi
14.03.12
Ocak19
Güzel bir ruhum var benim
Ve değerli düşüncelerim
Rujsuz dudaklarım
Farsız gözlerim var
Kadınım
Mutluyum
Güzelim
Altımda eşofmanım
Ve kalın, siyah botlarım
Pembe rujlu düşlerim
İnce topuklu düşüncelerim var
Kadınım
Güçlüyüm
Güzelim
Ne üçgenim ne beşgen
Boyutsuzum, şekilsizim
90’ım da yok, 60’ım da
Ölçüsüzüm, çizgisizim
Kadınım
Gururluyum
Güzelim
Fikirlerimi tartın,
Bedenimi değil.
Düşlerimi boyayın,
Tenimi değil.
Görüşlerimi yargılayın,
Şeklimi değil.
Ve daima anımsayın:
Kadınım
Özgürüm
Güzelim
Sevde Kaldıroğlu
09.01.12
Aralık16
İçimde bir korku var ki, sorma
Gözümü kapayıp uykuya dalamıyorum
Cevap yok hiçbir soruma
Bir çözüm yolu bulamıyorum
Ürperiyorum düşüncelerle
Belirsizlik içinde kıvranıyorum
İçimde bir korku var ki, sorma
Söküp bağrımdan atamıyorum
Buzun keskin soğuğu değiyor tenime
Kibritin aleviyle yanıyorum
Tam uykuya daldığımda
Bir kabusla uyanıyorum
İçimde bir korku var ki, sorma
Dilim tutuk, konuşamıyorum
Korkumu üfledim suya
Dalgalarla boğuşamıyorum
Sevde Kaldıroğlu
29.10.11
Ekim29
Söyle, neden siyah derler sana,
Suya kızıllığını veren sen değilmişçesine?
Ya da neden hep ince belli bardağı giydirirler ruhuna,
Neden layık görmezler seni tombul kadehlerine?
Söyle, beğenmezler mi kara çehreni?
Neden beyazla doldururlar gövdeni?
Her yudumunda çay içip şerbet umarlar,
Her seferinde sende bir kusur ararlar.
Bazen çok demli, bazen çok açık
Halbuki sen hep aynı sen
Tadın buruk, için sıcacık.
Söyle, neden süzgeçten geçirirler seni?
Neden süzerler fikirlerini?
Saf halini beğenmeyip
Metal kaşıklarla karıştırırlar beynini.
Peki söyle, soğuk bedenleri ısıtırken
Kendini tüketmen niye?
Süzgece, şekere muhtaç mısın sen,
Ne gerek var bunca özveriye?
Yoksa kimse söylemedi mi sana,
Soğuk bedenler ısınır da
Soğuk ruhlar ısınmaz, diye?
Sevde Kaldıroğlu
29.10.11